Fransız Teşekkürü

0

Batılıların “Muhteşem” diye niteledikleri Kanuni devri, Türk imparatorluğunun en parlak dönemi idi. Bu devir, milli monarşilerin doğuşunun ve modern Avrupa devletlerinin ortaya çıkışının da başlangıç dönemi olarak kabul edilir. Avrupa’nın bugünkü siyasi haritası, Osmanlıların dünya siyasetini yönlendirme gücüyle, aşağı yukarı o zamanlarda şekillenmişti. Başta Fransa olmak üzere, günümüzdeki Avrupa devletlerinin çoğu varlıklarını Osmanlı Devletine borçludurlar.

Kanuni’nin saltanat yıllarının başında Fransa, dört bir yandan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunun kuşatması ve tehdidi altındaydı. Bu tehdit Fransa’yı tarih sahnesinden silinme noktasına getirmişti. On altı yaşında Carlos I adıyla İspanya kralı, on dokuz yaşında Kutsal Roma-Germen imparatoru olan, üç hanedanın vârisi Karl V (Şarlken) (1500-1558), başta İspanya ve sömürgeleri, Flandre, Avusturya ve Almanya olmak üzere son derece geniş topraklara hükmediyordu. Macaristan’ı kontrolü altına almış, sıra Fransa’ya gelmişti.

Şarlken, Fransa’yı da ele geçirebilmek için Fransa kralları François I ve ardından da oğlu Henri II döneminde otuz yılı aşkın bir süre Fransa ile sürekli savaştı. Eğer Osmanlıların hayati önemdeki yardımları yetişmeseydi daha işin başında Fransa’nın işi bitecekti. Çünkü 1525 yılında Pavia’da yapılan savaşta Fransızlar yenilmişler ve Fransa Kralı I. François Şarlken’e esir düşmüştü. Oğlunun esaretten kurtarılması için I. François’in annesi Kanuni’ye mektup yazıp, yardım istedi. Kanuni bu yardım talebini boş çevirmedi. Kanuni Fransuva’ya yardım etmek için önce Macaristan, sonra da Viyana üzerine yürüdü. 1526 Ağustos’undaki Mohaç Meydan Savaşını kazanan Kanuni, Şarlken’in elinde esir bulunan Fransa Kralı’nın serbest bırakılmasını sağladı.



Bu yardım isteği ile başlayan Türk-Fransız münasebeteri, Kanuninin saltanatı boyunca yoğun bir şekilde devam etmiş, Fransızlar her başları sıkıştığında Osmanlıları imdada çağırmışlar ve her defasında da onları yanlarında bulmuşlardı. Bu yardımlar bazen denizden veya karadan düzenlenen askeri seferler, bazen Fransa’nın düşmanlarını siyasi veya askeri yönden tazyik, bazen de Fransa’ya ekonomik menfaatler temini şeklinde oluyordu. Fakat şimdiki Fransa Cumhurbaşkanı Jak Chirac’ın Erivan’da Ermenilere başka, telefonda Türk Başbakanına başka konuşması gibi, Fransa Kralı I. François de, Osmanlılara karşı ikiyüzlü siyaset izlemekten geri kalmıyordu. Zira Katolik aleminin tepkisinden çekiniyor, münasebetleri gizlice sürdürmeyi yeğliyordu. Fransa kralları, Osmanlılarla aralarındaki işbirliği ve yakınlığı hem kendi milletlerinden, hem de diğer Avrupa kamuoyundan gizlemişler, bazen inkar ve tevile çalışmışlar, bazen de Türkler aleyhine ittifaklara girmişlerdir. Fransızların bu ahde vefasızlıkları zaman zaman Türk devlet adamlarını öfkelendirmişse de ilişkiler hiçbir zaman kopmamıştır.

Esaretten kurtulduktan sonra Türklerle münasebetini inkara kalkışan I. François, 1527’de Şarlken’le tekrar savaşa tutuşunca, bir kere daha Türk yardımına muhtaç oldu. Rinçon adlı elçisini göndererek, Kanuni’den Macaristan üzerine yeni bir sefer va’di aldı. Kanuni, 1529 yılındaki Viyana Kuşatmasıyla Fransuva’nın yükünü büyük ölçüde hafifletti. Şarlken, Türk tehdidi karşısında Fransuva ile Ağustos 1529’da Kambre Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Fakat Türklerin Viyana’yı kuşatması nedeniyle Luther’in ateşli nutukları, Erasmus’un Türkler aleyhindeki yazıları ve benzer diğer tepkiler üzerine I. François yine Osmanlılardan uzak durma gereğini hissetmeye başladı. Hatta Papanın ağırlığını koymasıyla Osmanlılara karşı Şarlken’le ittifaka bile girdi. Ama yine de el altından Osmanlılarla iyi ilişkilerini sürdürmekten başka çare göremiyordu. Avrupa’daki siyasi havayı çok iyi tahlil eden Kanuni, her türlü dönekliklerine rağmen yine de Fransızlardan yardımını kesmedi. Osmanlıların 1529’daki İkinci Macaristan Seferi, 1532’deki Üçüncü Macaristan (Alaman) Seferi, Fransa’ya Almanya karşısında nefes aldırdı.

Daha sonra Almanlar ve İngilizler, Fransa’ya karşı ittifaka girerek Fransa’yı iyice köşeye sıkıştırdılar. İngilizlerin Manş kıyılarını işgale başlamaları, Almanların da kazandıkları askeri başarılarla Paris’e 50 km kadar yaklaşmaları üzerine Fransızlar bir kere daha Türkleri imdada çağırdılar. Osmanlılar, 1543 yılında karadan ve denizden Fransızların yardımına koştu. Fransa, düştüğü bu ümitsiz durumdan da Osmanlı ve Fransız donanmalarının birlikte giriştikleri deniz harekatları ve Osmanlıların Macaristan seferi ile kurtarıldı.

Fransızların Şarlken’e karşı yardım istekleri yalnızca kara hareketleriyle sınırlı kalmadı. Osmanlılar deniz yoluyla yardım çağrılarına da değişik zamanlarda donanmalar göndererek karşılık verdiler. Fransa Kralının talebi üzerine, Kaptanıderya Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki 154 parça savaş gemisinden oluşan Osmanlı donanması, Fransa’ya yardım etmek için 28 Mayıs 1543’de İstanbul’dan yola çıktı. Türk Donanması 11 Temmuz’da Fransa’nın Tulon limanına vardı. Türk gemileri Marsilya, Tulon, Antib gibi önemli Fransız şehir ve limanlarına uğradılar. O zaman Şarlken’in himayesindeki Nis şehrini alarak Fransızlara teslim ettiler.

Fransız halkı Barbaros ve donanmasını büyük bir sevinç, yoğun ilgi ve sevgi ile karşıladı. Onları yakından görebilmek için sahilleri doldurdular. Fransa sahillerindeki Türk donanmasını ve Türkleri gösteren pek çok resimler, tablolar yapıldı, şiirler yazıldı.

Tulon Belediye Sarayına asılan ve limandaki Türk donanmasını gösteren tablonun üzerine, bir Fransız şair tarafından yazılan şiirin şu iki mısraı konmuştu: “Bu gördüğünüz, hepimizin imdadına yetişen Barbaros ve ordusudur.” Türk Donanması kışı Tulon’da geçirdi. Tulon o zaman 5000 nüfuslu küçük bir liman kentiydi. Türk donanmasında ise forsalar hariç, 29.440 kişi vardı. Bir yıl için Tulon’da Fransızlar azınlıkta kalmış, şehre Türk bayrağı çekilerek, beş vakit ezan okunmaya başlamıştı. Fransız halkı Türk idaresinden ve getirdiği yeniliklerden son derece memnundu. Bu bir yıl içerisinde şehirde en küçük bir zabıta olayı olmamış, şehir ve çevresinde tam bir huzur ve sükûn hüküm sürmüştü. İspanya kıyıları ve limanları defalarca bombalandığı halde, İspanyollar Türk donanmasının karşısına çıkmaya cesaret edemediler. Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken, çaresizlik içinde ömrünün en acı günlerini yaşadı. Bir yıl üç ay süren bu seferden sonra donanma İstanbul’a geri döndü.

Sayısız başarılarına rağmen Şarlken’in, Fransa’yı işgal girişimleri Osmanlılar yüzünden sonuçsuz kaldı. Fransa’dan bir karış bile toprak alamadı. Yorgun ve hasta düşen Şarlken, oğlu Felipe II (1555) ve kardeşi Ferdinand (1556) lehine tahttan çekildi.

Şarlken’den sonra İspanya tahtına oturan oğlu II. Felipe zamanında Avrupa’nın en büyük devleti haline gelen İspanya, Türklere karşı Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da bir başarı elde edemeyeceğini anlayınca Avrupa’ya yöneldi. Kuzey Afrika’yı işgale kalkışan Portekiz kralı ve ordusunun Türkler tarafından Kuzey Fas’ta yok etmesi üzerine İspanya Kralı II. Felipe, zamanın büyük devletlerinden olan Portekiz ve sömürgelerine el koydu. Bununla da yetinmeyip başta Fransa, İngiltere, Hollanda olmak üzere diğer Avrupa devletlerini de yutmak için harekete geçti. İspanya’ya karşı Avrupa devletlerinden Osmanlılara, ardı arkası kesilmeyen imdat çağrıları ve yardım talepleri gelmeye başladı. Osmanlılar bu taleplere de kayıtsız kalmadılar. Türkler, Portekiz’de İspanya’ya karşı gelişen milliyetçi hareketleri destekleyerek Portekiz’in tekrar bağımsızlığına kavuşmasını sağladılar. Osmanlı donanması, bütün denizlerde İspanyol donanmalarını vurarak İspanya’nın gücünü kırdı, tehdit altındaki komşularını rahatlattı. Osmanlılar, ekonomik yardımlar ve ticari imtiyazlarla İspanyol tehdidi altındaki ülkeleri güçlendirdiler.



Büyük ekonomik sıkıntılar içerisinde olan Fransa’nın güçlenebilmesi için, şubat 1536’daki bir Ahidname ile Fransa’ya pek çok ticari ve ekonomik imtiyazlar (Kapitülasyonlar) verildi. O zamanlar galibin mağluba, büyüğün küçüğe lütuflarını ifade eden Kapitülasyonlar daha sonra devletin başına bela oldu. Kanuninin bir lütuf olarak ve yalnızca kendi saltanatı dönemi için verdiği, karşılıklılık esasına dayanan bu imtiyazlar, daha sonra sürekli hale getirilmiş ve devletin zayıfladığı dönemlerde aleyhine işlemiştir.

Peki kendileri için ölüm kalım meselesi olan Osmanlı yardımlarına acaba Fransızlar nasıl teşekkür ettiler?

Türklerden hep iyilik gören Fransızlar, teşekkürlerini nedense hep düşmanlıklarla göstermişlerdir. 19. yüzyılın başlarında Türk toprakları olan Tunus ve Cezayir’i işgale girişmeleri bu düşmanlıkların başlangıcı olmuş, Kırım Harbi hariç hep karşı cephede yer almışlar ve hemen her vesile ile Türk düşmanlığının ayrı bir örneğini sergilemişlerdir. Napolyon’un Mısır ve Akka çıkarmalarının Cezzar Ahmet Paşa tarafından def edilmesinden sonra, varlıklarını borçlu oldukları Osmanlı’nın yıkılışını hazırlamakta İngilizlerle birlik olmuşlar, Osmanlı topraklarında asırlardır huzur ve güven içinde yaşayan etnik ve dini azınlıkları kışkırtarak geniş Osmanlı topraklarını kan gölüne çevirmişlerdir. Çanakkale’de 250 bin Türk askerinin şehit edilmesinde başrol oynamışlar, Maraş, Antep, Urfa, Suriye, ve Adana’yı işgal etmişler, işgal ettikleri yerlerde Ermeni militanlarına da Fransız askeri üniformaları giydirerek yüz binlerce Türk’ün kanına girmişlerdir.

Şimdi de Osmanlılara karşı kışkırttıkları Müslüman olan olmayan milyonlarca masum insanın kanının heder olmasına neden oldukları karışıklıklar sonucu meydana gelen ölümlerden dolayı da dünyanın gelmiş geçmiş en adil devleti olan Osmanlıları ve Türkleri suçluyorlar. Fransızları ve onlar gibi nicelerini soykırımdan kurtaran, tarih boyunca hiç kimsenin dinine ve inançlarına karışmamış olan Türkleri soykırım yapmakla suçlamaya bu amaçla kendi parlamentolarından kanunlar çıkarmaya kalkışıyorlar.

Demek ki, Fransız teşekkürü böyle oluyormuş! Fakat yine de sormadan edemeyeceğim. Madem Fransızların soykırım arama hevesleri depreşmiş, acaba bunu niçin önce kendi tarihlerinde değil de yanlış adreslerde ararlar? Kendi tarihlerinde bunun çok değişik ve acımasız örneklerini bulacaklarından ve eli en fazla soykırım kanıyla kirlenmiş milletler listesinde en üst sıralarda yer aldıklarını göreceklerinden hiç kuşkuları olmasın!. Haçlı Seferleri ve sömürgecilik faaliyetleri… gibi nedenlerle başka milletlere yaptıkları soykırımlar bir tarafa, kendi milletlerinden ama başka din, mezhep ve inançtan milyonlarca insanın hem de akıl almaz işkence ve zulümlerle yok edildiği Engizisyonlar, Aziz Bartolomeus Yortusu Katliamları gibi soykırım olayları Fransız tarihinde oldukça geniş yer işgal eder. Başkalarına haksız suçlamalarda bulunmak yerine, kendi geçmişlerinden ders almayı deneselerdi daha yararlı bir iş yapmış olurlardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here